Belçika’nın başkenti olan Brüksel’de, Haziran 2024 seçimlerinden bu yana bölgesel hükümet kurulamaması dikkat çekiyor. Kent, 600 günü aşkın süredir geçici yönetimle idare ediliyor. Bu durum, yatırım projelerinin ertelenmesine ve kamu desteklerinin askıya alınmasına yol açarken, ülkenin uluslararası itibarı üzerinde de baskı oluşturuyor.
Siyasi çıkmazın temelinde ise Belçika’nın karmaşık federal yapısı bulunuyor. Hem Fransızca hem Flamanca konuşan siyasi grupların ayrı ayrı çoğunluk sağlaması gerekliliği, koalisyon görüşmelerini kilitleyen başlıca unsur olarak öne çıkıyor.
Brüksel’de düzenlenen AB zirvelerinde ise dış politika başlıkları ön planda. Rusya-Ukrayna savaşı beşinci yılına girerken, AB’nin Kiev’e verdiği destek milyarlarca avroyu buldu. Birlik, 2026–2027 dönemi için Ukrayna’ya 90 milyar avroluk yeni kredi paketi üzerinde uzlaşmış durumda.
Aynı zamanda Orta Doğu’daki gerilim de Brüksel’deki liderler toplantılarının ana gündem maddelerinden biri. AB ülkeleri, bölgedeki çatışmaların enerji güvenliği ve ekonomik etkilerini değerlendirirken gerilimin düşürülmesi yönünde diplomatik çağrılarını sürdürüyor.
Avrupa Parlamentosu içinde de dış politika eksenli ayrışmalar dikkat çekiyor. Parlamentonun en büyük ikinci siyasi gruplarından Sosyalistler ve Demokratlar (S&D), AB-israil Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması talebiyle protesto düzenledi.
Ancak üye ülkeler arasında bu konuda görüş birliği sağlanamaması, AB’nin ortak dış politika üretme kapasitesine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Brüksel yalnızca diplomatik kararların değil, sokak hareketlerinin de merkezi olmayı sürdürüyor. Son aylarda çiftçi protestoları, sendika gösterileri ve uluslararası krizlere ilişkin eylemler sıklaşırken, bu durum AB politikalarına yönelik toplumsal baskının arttığını gösteriyor.
Bu gelişmeler, Brüksel’in yalnızca AB bürokrasisinin merkezi değil, aynı zamanda Avrupa siyasetinin kırılganlıklarını yansıtan bir “siyasi barometre” olmayı sürdürdüğünü gösteriyor. (İLKHA)