Uyuşturucunun gölgesinde bir nesil: Önleme mi, operasyon mu?

Türkiye'de uyuşturucu kullanımı ve buna bağlı ölümler son yıllarda dikkat çekici biçimde artarken, uzmanlar sorunun yalnızca güvenlik değil aynı zamanda sosyal, ekonomik ve eğitim boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Özellikle sentetik maddelerin yaygınlaşması, gençleri hedef alan yeni yöntemler ve ailelerin artan kaygıları, uyuşturucuyla mücadeleyi ülkenin en önemli toplumsal meselelerinden biri haline getiriyor.

Türkiye'de uyuşturucu kullanımı son yıllarda yalnızca güvenlik birimlerinin değil, ailelerin, eğitimcilerin ve sağlık uzmanlarının da en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın yayımladığı 2025 Türkiye Uyuşturucu Raporu'na göre 2024 yılında ülke genelinde 309 binin üzerinde uyuşturucu olayı tespit edildi ve yaklaşık 375 bin şüpheli hakkında işlem yapıldı. Aynı dönemde uyuşturucuya bağlı doğrudan ölüm sayısının 427'ye yükselmesi, sorunun boyutunu gözler önüne serdi. Özellikle sentetik uyuşturucular ve metamfetamin kaynaklı vakalardaki artış dikkat çekiyor.

Uzmanlara göre uyuşturucu kullanımının yayılmasında ekonomik sıkıntılar, işsizlik, sosyal dışlanma, aile içi sorunlar ve psikolojik problemler önemli rol oynuyor. Özellikle gençler arasında gelecek kaygısının artması, sosyal medya etkisi ve maddeye erişimin kolaylaşması risk faktörleri arasında gösteriliyor. Emniyet raporları ve çeşitli saha araştırmaları, kullanıcıların önemli bir bölümünün maddeyle ilk kez arkadaş çevresi aracılığıyla tanıştığını ortaya koyuyor. Bu durum, uyuşturucunun yalnızca suç örgütleri üzerinden değil, sosyal çevre ağları üzerinden de yayıldığını gösteriyor.

Uyuşturucu tacirlerinin son yıllarda özellikle gençleri hedef aldığı belirtiliyor. Uzmanlar, sosyal medya platformları, mesajlaşma uygulamaları, çevrimiçi oyun toplulukları ve okul çevrelerinin yeni risk alanları haline geldiğine dikkat çekiyor. İlk aşamada "zararsız", "eğlence amaçlı" veya "bir kereden bir şey olmaz" söylemleriyle yaklaşan satıcıların, gençleri bağımlılık döngüsüne çekmeye çalıştığı ifade ediliyor. Sentetik maddelerin düşük maliyetli olması ve küçük miktarlarda kolay taşınabilmesi de bu süreci hızlandırıyor. Avrupa Uyuşturucu Raporu, sentetik uyarıcıların ve yeni nesil maddelerin erişilebilirliğinin giderek arttığına işaret ediyor.

Uyuşturucu kullanımının birey üzerindeki etkileri yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı kalmıyor. Bağımlılık; eğitim hayatında başarısızlık, iş kaybı, aile ilişkilerinin bozulması, ruh sağlığı sorunları ve suçla temas riskini artırıyor. Toplum açısından bakıldığında ise sağlık harcamalarının yükselmesi, iş gücü kaybı, güvenlik sorunları ve sosyal çözülme gibi sonuçlar ortaya çıkıyor. 2024 yılında tedavi merkezlerine yapılan ayaktan başvuru sayısının 390 bini aşması, sorunun sağlık sistemi üzerindeki yükünü de ortaya koyuyor.

Uzmanlar mücadelede yalnızca operasyonların yeterli olmayacağı görüşünde birleşiyor. Güvenlik güçlerinin uyuşturucu ticaretine yönelik operasyonları önemli görülse de, asıl başarının önleyici politikalarla sağlanabileceği belirtiliyor. Okullarda bilinçlendirme çalışmaları, spor ve kültür faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, gençlere yönelik psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bağımlılık tedavi hizmetlerinin erişilebilir hale getirilmesi en etkili yöntemler arasında gösteriliyor. TBMM'de yapılan görüşmelerde de farkındalık çalışmalarının ve koruyucu programların artırılması gerektiği yönünde değerlendirmeler öne çıkıyor.

Aileler ise uyuşturucuyla mücadelede ilk savunma hattı olarak görülüyor. Uzmanlara göre çocuklarla güçlü iletişim kuran, davranış değişikliklerini erken fark eden ve yargılayıcı olmayan bir yaklaşım benimseyen ailelerin çocukları risklere karşı daha korunaklı oluyor. Ani arkadaş çevresi değişiklikleri, okul başarısında düşüş, içine kapanma, uyku düzeninde bozulma ve açıklanamayan para harcamaları gibi belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Devlet politikalarının yeterliliği ise kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Son yıllarda gerçekleştirilen büyük operasyonlar ve rekor düzeyde yakalamalar güvenlik boyutunda önemli adımlar olarak değerlendirilirken, uzmanlar sorunun yalnızca arzı azaltmaya yönelik yöntemlerle çözülemeyeceğini ifade ediyor. Tedavi, rehabilitasyon, eğitim ve sosyal destek politikalarının daha güçlü biçimde devreye alınması gerektiği belirtiliyor. Çünkü uzmanlara göre uyuşturucuyla mücadele, yalnızca polisiye bir mesele değil; sağlık, eğitim, aile ve sosyal politikaları kapsayan çok yönlü bir toplumsal mücadele alanı olarak ele alınmalı.

Türkiye'nin karşı karşıya olduğu uyuşturucu tehdidi, özellikle genç nüfus açısından kritik bir risk oluşturmaya devam ediyor. Uzmanlar, kalıcı başarının ancak devlet kurumları, yerel yönetimler, eğitim sistemi, sivil toplum kuruluşları ve ailelerin ortak hareket etmesiyle mümkün olabileceği görüşünde birleşiyor. Aksi halde sentetik maddelerin yaygınlaşması ve bağımlılık yaşının düşmesi, önümüzdeki yıllarda daha ağır toplumsal sonuçlar doğurabilir. (İLKHA)