Günaydın: Müslüman genç ortamın rengini almamalı, ortama rengini vermeli;

Günaydın: Müslüman genç ortamın rengini almamalı, ortama rengini vermeli

Üniversite ortamının gençlerin kimlik ve kişilik gelişiminde önemli bir rol oynadığını belirten HÜDA PAR Gençlik Kolları Başkanı Murat Günaydın, sosyal çevrenin bilinçli oluşturulması, zararlı alışkanlıklara karşı iradeli durulması ve manevi-kültürel faaliyetlere yönelmenin önemine dikkat çekti....

HÜDA PAR Gençlik Kolları Başkanı Murat Günaydın, İLKHA muhabirine üniversitelerde gençlerin manevi ve sosyal çevresiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Üniversite ortamının gençlere sosyal, akademik ve kişisel gelişim açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Günaydın "Müslüman bir genç ortamın rengini almaktan ziyade ortama rengini verebilme durumunda olması lazım." diyerek gençlerin kendi değerlerini koruyarak sosyal hayatta aktif rol üstlenmeleri gerektiğini söyledi.

"Gençler, normal bireylerden çok daha aktif sosyal ortamlar bulabilmektedirler"

Günaydın, "İnsan sosyal bir varlıktır. Özellikle gençler, normal bireylerden çok daha aktif sosyal ortamlar bulabilmektedirler. Üniversite gençliği ise gençliğimiz arasında sosyal çevreyi çok daha hızlı oluşturma imkanlarını elde eden bir grubu oluşturuyor. Özellikle fakültelerinde aynı bölümde oldukları bireylerle, yurtlarda aynı ortamı paylaştıkları kişilerle, sosyal alanlardaki iletişimleriyle, kulüplerde ve ortak hedef doğrultusunda birlikte çalışma yürüttükleri yapılarla çok daha sosyal bir ortam elde edebiliyorlar. Elbette ki bu sosyal ortamları değerlendirirken gençler, bu sosyal ortamlardan etkileniyorlar. Maruz kaldıkları davranışlardan, maruz kaldıkları ortamlardan etkileniyorlar ve buna göre bir kimlik inşası gerçekleşebiliyor, buna göre bir kişilik inşası gerçekleşebiliyor." dedi.

"Müslüman genç ortama rengini verebilmeli"

Günaydın "Müslüman bir gencin, Müslüman bir bireyin, üniversiteli bir gencin de dikkat etmesi gereken bazı hususlar var elbette ki. Müslüman bir genç ortamın rengini almaktan ziyade ortama rengini verebilme durumunda olması lazım. Elbette ki ortamın o güzel hasletlerini, güzel özelliklerini bize katacağı değerler vardır ve bunları almak da gerekir. Ama özellikle bu sosyal alanların verdiği tahribatların da önüne geçilmesi açısından bireyin kendi rengini ortama verebilmesi son derece önemli olmaktadır. Nitekim gençlerimiz arasında da hem hazzın ve hızın peşinde koşan bir gençliğin olması hem de aynı zamanda kendisi gibi bir kimlik arayışında olan bireylerle birlikte bir araya gelme endişesi taşıyan gençlerimiz de bulunmakta. O yüzden Müslüman bireyler, özellikle bu sosyal alanlarda, hele hele üniversiteli gençler çok rahat bir şekilde sosyal alanları oluşturabiliyorlar. Onlar oluşturulurken dikkat edilmesi gereken temel husus ise o sosyal alanların faydalı yönlerinin alınması, zararlı yönlerinin ise defedilerek kendi rengimizin ortama verilmesinin sağlanmasıdır." ifadelerine yer verdi.

"Öğrenci kulüpleri gençlerin gelişimine katkı sağlıyor"

Öğrenci topluluklarının gençlerin kişisel gelişimine katkı sağladığını ifade eden Günaydın, şunları aktardı:

"Elbette ki üniversite ortamları ilimlerin, bilginin konuşulduğu ortamlar ve kulüpler de buna zemin hazırlayan topluluklar. Kulüplerin bu özelliğiyle beraber gençler de kendi ilgi ve alanlarına yönelik kulüplere meyledebiliyorlar. Ve bu gençlere bazı özellikler katıyor aslında. İşte liderlik ve organizasyon gibi özellikler katabiliyor, iletişim becerilerini geliştirebiliyor, sosyal alanlarını genişletiyor, akademik kariyerlerine katkıda bulunabiliyor. Gençler bu kulüpler aracılığıyla aslında manevi gelişimleriyle birlikte ilmi gelişimlerini de geliştirebiliyorlar. Ama bununla birlikte maalesef biraz önce bahsettiğimiz gibi haz ve hızın peşinde koşan toplulukların oluşturduğu kulüplerden gençler olumsuz etkilenebiliyorlar. Yani biz üniversite ortamını istifade edilebilecek bir fırsat olarak değerlendirmemiz gerekirken bazı yapılar, bazı topluluklar, bazı oluşumlar sadece gençliği eğlenceye, sadece gençliği zamanı geçirmeye yönlendirebiliyor. Gençlerimizin bunlara dikkat etmesi gerekir. Elbette ki kulüplerin faydası zararlarından çok daha fazla olabilir. Bu da gencin tercihine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Gençlerimizin bu konuda hassasiyet sahibi olması gerektiğini düşünüyorum."

"Üniversite gençliğinin olumsuzluklara 'hayır' diyebilmesi bir erdemdir"

Üniversite öğrencilerinin zararlı alışkanlıklardan ve kötü çevrelerden nasıl korunabilecekleriyle ilgili de Günaydın, "Üniversite öğrencilerinin zararlı alışkanlıklardan ve kötü çevrelerden korunabilmesinin temel sırrı bir iradeye sahip olabilmesidir. Ve burada iradeyi sağlamlaştırabilmek, 'hayır' diyebilmek bir erdemliktir aslında. Üniversite gençliğinin olumsuzluklara karşı, kötülüklere karşı, fuhşiyatlara karşı, var olan o kötü ortamlara karşı 'hayır' diyebilmesi bir erdemliliktir. Ve bunu da üniversiteli gence, üniversiteye gelmeden önceki aşamada aslında ailesi ve STK'lar aracılığıyla aşılanabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle aile toplumun nüvesidir, toplumun çekirdeğidir. Ailenin yetiştirdiği bir birey, ailenin verdiği bir düşünce, ailenin verdiği bir irade gençliği üniversite ortamında da muhafaza edecektir. Ama eğer ailede bu eğitim verilmezse gençliğin kendini üniversitede muhafaza edebilmesi de nispeten biraz daha zorlaşacaktır. Ama şunu diyebilmek gerekiyor; özellikle üniversite ortamlarında kötü alışkanlıklar, zararlı alışkanlıklar bir kerelik bir tavsiye üzerinde başlanabiliyor. Ama gencin şunu bilmesi gerekiyor; bir kereden çok şey olur. 'Bir kereden bir şey olmaz' deniliyor ama maalesef bir kereden çok şey olur. Bunun sayısız örnekleri var. Gencin bu iradeyi ortaya koyabilmesi gerekiyor. Ve aynı zamanda gençliğin biraz önce bahsettiğimiz gibi sosyal çevresi genci şekillendiriyor. O yüzden gencin kendisi gibi samimi dostlarla birlikte olması gerekir. Çünkü kişi dostunun dini üzerinedir. Dostlarımızla, oluşturduğumuz çevremizle biz kendimizi bu kötülüklere, alışkanlıklara karşı muhafaza edebiliriz. Ama en önemli husus da maneviyatı geliştirebilmektir. Maneviyat geliştiği takdirde birey bu olumsuzluklara karşı daha güçlü bir duruş sergileyebilecektir." şeklinde belirtti.

"Gençlere manevi ve kültürel alanlar açılmalı"

Manevi ve kültürel faaliyetlere gençlerin ilgisi hakkında da Günaydın "Gençlik aslında manevi etkinliklere, kültürel etkinliklere aslında hem açtır hem de araştırma meyillindedir. Ama bunu tatmin edici bir ortam bulamadığı zaman farklı mecralara kayabiliyor. Aslında bizim gibi siyasi yapıların yahut STK'ların yahut diğer oluşumların gence bu alanı açabilmesi gerekiyor. O manevi arayışı, o kültürel arayışı gence doyurabilmesi gerekiyor. Genç klasikleşmiş, ezber eğitimden ziyade, ezber faaliyetlerden ziyade biraz daha kendisinin anlaşılabildiği, samimi ortamların olduğu, sosyal alanların olduğu, akademik mecraların olduğu alanlara daha çok ilgi gösteriyor. Gence bu alanları açabilmek gerekiyor. Aslında yapıların da siyasi oluşumların da STK'ların da bu alanlarda yoğunlaşarak gencin ilgisini çekebilecek faaliyetler icra ederek gençlere bunu oluşturabilmesi gerekiyor. Yoksa elbette ki insanoğlu, gençlik iki farklı zihniyete sahip olabiliyor. Bir, dünyevi amaçlar uğruna çabalayan; hazzının, hızının, zevkinin peşinde koşan bir nesil olabilir. Ama aynı zamanda gösterdiği iradeyle, yaptığı araştırmalarla, beslediği maneviyatıyla kendini muhafaza eden; ülkesine, vatanına, toplumuna, milletine fayda sağlamaya çalışan bir gençlik de elbette ki var. İşte bu gençliğe bu alanı açabilmek gerekiyor ve gençliği buraya teşvik edebilmek gerekiyor. Bunun da temel mesuliyeti bizlerin omuzlarındadır elbette." şeklinde belirtti.

"Bizim boş vakitlerimiz bize emanet edilen zamanlardır"

Son olarak gençlerin boş zamanlarını değerlendirebilecekleri imkanlar hakkında Günaydın, "Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifi var bildiğiniz üzere; 'İnsan iki şey üzerine zarar etmiştir sürekli, iki şeyin kıymetini bilmemiştir.' diye mana olarak, 'sağlık ve boş vakit' diye, sıhhatin ve boş vaktin diye. Genelde bu iki hususta gaflet içerisindeyiz. Bütün bir insanlık olarak gaflet içerisindeyiz. Hele hele boş zamanda dijital bir kuşatılmışlığın etrafında olduğumuz bu zamanda boş vaktimizi, daha doğrusu vaktimizi çok boşa heba edebiliyoruz, harcayabiliyoruz. Ama gençliğin aslında eğer fiziksel olarak baktığımızda, özellikle büyükşehirlerde bu boş vakitlerini doldurabileceği imkanlar çok daha varlığını gösterebilmekte. Ama biraz daha küçük şehirlere fiziksel anlamdaki imkanlar biraz daha kısıtlı. Ama bunun yanında erişilebilir imkanlar var. Hele hele dijital bir çağda yaşamamızın getirdiği erişilebilir imkanlarla beraber gençlik aslında bu boşluğu çok rahat bir şekilde doldurabilir. Ve bununla birlikte gençliğin aslında şunun farkında olması lazım; bizim boş vakitlerimiz, boş zamanlarımız bize emanet edilen zamanlardır. Bu emanet zamanları değerlendirebilmek gerekiyor. Çünkü bu vakitler bir daha gelmeyecek. Bu gençlik vakitleri bir daha gelmeyecek. Siz maddi bir zararınızı karşılayabilirsiniz ama zamansal anlamda bir zararınızı bir daha karşılayamazsınız. Geçen zaman çünkü bir daha geri gelmeyecektir. Gencin bunun farkında olması lazım ve üniversite çağı da gençlik için en verimli vaktini, zamanını en çok istifade edebileceği bir zamanı teşkil ediyor, barındırıyor. Gençlerin de bu zamanı iyi değerlendirebilmesi gerekiyor. Buna bir emanet gözüyle bakması gerekiyor ve bu emanetin de hakkını verebilmesi gerekiyor." diye konuştu. (İLKHA)

Kaynak: 562618

İlgili Konular :
İlgili Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum