Kimler, neden ve niçin tarikatları hedef alıyor?
Sosyolog Dr. Mehmet Ali Demirbağ, tarikatların sosyal medya üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışılması hakkında değerlendirmelerde bulundu. Seküler çevrelerin bilinçli bir propaganda yürütüldüğüne işaret eden Demirbağ, İslam’ın temel kaynakları olan hadis ve sünnetin korunması gerektiğini vurguladı....
Son zamanlarda İslami değerleri hedef alan kesimlerin sosyal medya üzerinden tarikatları itibarsızlaştırmaya çalışması dikkat çekiyor. Tarikatlar üzerinden İslami değerlerin nasıl hedef tahtasına konulduğu, nasların tartışılmaya açıldığı, sünnet ve hadise kastedildiği görülüyor.
Bu konuyu Mardin Artuklu Üniversitesi Araştırma Görevlisi Sosyolog Dr. Mehmet Ali Demirbağ ile konuştuk.
Kimlerin tarikatları hedef aldığı sorusuna cevap veren Dr. Demirbağ, şu tespitte bulundu:
"Aslında sorunun cevabı basit. Türkiye’de son 150 yılın tarihini bilen tüm arkadaşlarımız bilirler ki Türkiye’de Müslümanlarla, özellikle seküler hayat tarzını dayatmaya çalışan Batıcı tipler sürekli bir mücadele içindedir. Son yirmi beş yılda da bunun en azından Müslümanlar lehine bir süreliğine de olsa değiştiğini gördük. Bugünkü kavga aslında onun kavgası, çok da farklı ve bilmediğimiz bir kavga değil." şeklinde konuştu.
Batıcılar, seküler hayatı savunanlar tarikatların yok edilmesini istiyor
Özellikle de sosyal medya üzerinden tarikatların itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını belirten Demirbağ, "Türkiye’de tarikatlar 700-800 yıllık bir geçmişe sahipler. Bu köklü kurumların, toplumu bir arada tutan dayanışmasıyla, dinî yaşamıyla, hemen her sosyal ve ekonomik yönüyle toplumu bir arada tutan bu yapıların gevşetilmesi, yok edilmesi, aslında Türkiye’deki Batıcıların, seküler hayat tarzını savunanların, bunu dayatanların temel hedeflerinden biriydi her zaman. Malumu olduğu üzere 1920’lerde gerekli gereksiz bir sürü sebep icat edilerek tarikatların üzerine gidildi." dedi.
Tarihte yanlış yapanlar olmuş olabileceğini de dile getiren Demirbağ, "Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki özellikle sosyal medyada veya diğer iletişim kanallarında gündeme gelen, baskılanmaya çalışılan tarikatların hepsi hakikaten sağlam çalışan, İslam için mücadele eden, toplumu ayakta tutmaya çalışan, geleneklerimizi, dinimizi sonuna kadar savunacak tarikatlardır. Hüdayi Vakfı örneğinde de bunu net bir şekilde görüyoruz. Erbilli Esad Efendi’den, Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nden bugüne kadar hemen hiçbir yanlışı olmayan, sürekli ‘sırat-ı müstakim’ üzerinde olan, ilmi önemseyen, günceli takip eden, esnafa ahlaki ilkeleri her daim hatırlatan bir vakfın bu denli hedef alınması, kesinlikle tarikat üzerinden İslam’ın hedef alınmasından başka bir şey değildir." ifadelerini kullandı.
Tarikatlar üzerinden İslami değerler nasıl hedef alınıyor?
Müslümanların değerleri üzerinden tepinmeye çalışanlar olduğuna işaret eden Demirbağ, "Evet, itibarsızlaştırılarak. Çok basit bir şekilde, İslam’ın evrensel değerlerinin, hemen hiçbir dinin o kadar kapsayıcı olmadığı değerlerin, bazı şahsi yanlışlar veya bazen o şahısları da aşan bazı uygulamaların yanlışları üzerinden itibarsızlaştırmak, son 150 yılın, deyim yerindeyse ‘sporlarından biri’ oldu. Yani Müslümanların değerleri üzerinde tepinmek, bunlar hakkında sürekli olumsuzluğu gündeme getirmek, bazı anlayışların ve savunucularının temel işlevlerinden biri hâline geldi. Bunun farkındayız ve aslında biz de Müslümanlar olarak bunun aksi yönde mücadele etmemiz lazım ve o değerlerimizi deyim yerindeyse en basitinden itibaren savunmamız lazım." dedi.
Sosyolog Dr. Mehmet Ali Demirbağ
Nasların tartışılması için nasıl bir zemin oluşturuluyor?
Sosyal medyanın, özellikle de YouTube’un bu konuda uygun bir ortam sağladığını belirten Demirbağ, "Burada hem ilahiyatçılarımıza hem de özellikle bölgemizde ilmi otoritesi olan âlimlerimize, medrese âlimlerimize çok iş düşüyor. Evet, basit fıkhi meseleleri, ibadete ilişkin konuları halkın nazarında, gözü önünde, kamuoyunda tartışabiliriz. Ama ilmin künhüne vâkıf olmayan halkın önünde akidevi meseleleri veya ‘konunun uzmanları’ dışında herkesin konuşmaması gereken dinî konuları halkın önünde tartışmamamız lazım. Eskiden beri bu, âlimler tarafından hep gözetilen bir ilkeydi. Ama sosyal medyanın, YouTube’daki tartışmaların iştahıyla maalesef âlimlerimiz ve ilahiyatçılarımız da bu hataya sık sık düşüyor. Bu hatalar da gördüğünüz gibi değerlerimizin, anlayışımızın, dinimizin güzel yönlerinin aşınmasına neden oluyor. Buna çok dikkat etmemiz lazım." ifadelerini kullandı.
Kur'an'ı değiştiremeyince hadislere saldırıyorlar
Sünnet ve hadise kastedenler nasıl bir yola başvurduklarına dikkat çeken Demirbağ, şunları dile getirdi:
"Malumunuz, İslami eğitimin en başında öğrenilen temel şeyler bellidir: Kaynaklarımız bellidir. Birincisi Kitap, ikincisi hadis ve sünnettir. Diğerleri bunlardan sonra gelir. Kur’an-ı Kerim 1400 yıldır değiştirilmediği için üzerinde pek fazla duramıyorlar doğrusu. Onu değiştirmeye çalışanlar da var, farkındayız. Ama en azından Kur’an-ı Kerim kadar sıkı korunamayan ikinci kaynak olan sünnet ve hadis üzerinde duruyorlar."
Geçmişte İmam Şafii, İbn Hanbel gibi büyük âlimlerin hadis konusunda son derece hassas olduklarını ifade eden Demirbağ, günümüz âlimlerinin de bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Hadisler yıpratıldıktan sonra aynı oyun Kur’an-ı Kerim üzerinde de oynanıyor"
"Oysa hadis rivayet metodu, küçümsenecek bir yöntem değildir. Bildiğimiz bütün klasik tarih yazımından çok daha sağlam ve güvenilir bir yöntemdir. Maalesef bu yöntem gündeme getirilip sorgulanarak önce hadisler itibarsızlaştırılıyor. İslam’ın ikinci kaynağı olan hadisler yıpratıldıktan sonra aynı oyun Kur’an-ı Kerim üzerinde de oynanıyor; bunu da görüyoruz. O yüzden bırakın hadis ve sünneti, icmayı, Müslüman âlimlerin ortak kanaatlerini bile savunmamız gerekiyor. Belki de en büyük yanlışımız, savunmayı sadece Kur’an’a kadar çekmek oldu. Hayır, temel ilkelerimizi, yan kaynaklarımıza kadar savunmayı götürmeliyiz. Eleştirileri ilmi çerçevede kabul edeceğiz ama ilmi olmayan, ön yargılı eleştirileri derhâl reddedeceğiz."
Hadislere yönelik saldırıların ilk olarak 18’inci yüzyılda oryantalistler tarafından başlatıldığını belirten Demirbağ, "Sonra maalesef bu anlayışı onlardan devralan yerli müsteşriklerimiz devam ettirdi. Bugün ise sosyal medya fenomenlerinin ağzında sakız hâline geldi. Hadise ve sünnete asla sahip çıkmalı, onları kimselere yem etmemeliyiz. Bu konuda çok daha hassas olmalıyız. Unutulmamalıdır, hadisi ve sünneti kaybedersek Müslümanlığımızı, İslam’ı ve geleceğe dair bütün dertlerimizi kaybetmiş olacağız." dedi. (İLKHA)
Kaynak: 570500

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.